Tüm yazılara dön
Satanizm Satanas Fidelis

Paganizm ve Satanizm

Paganizm ve Satanizm arasındaki tarihsel ve felsefi ilişkiyi keşfedin. Lilith, Baphomet ve kadim tanrıça kültleri üzerinden bu inançların kökenlerini inceleyin.

Paganizm ve Satanizm

Paganizm ve Satanizm

Satanizm denilen şey, aslında sandığımızdan çok daha eski, çok daha kadim bir bilgelik geleneğinin yeni bir elbisesi. Ne zaman ki Ana Tanrıça kültlerini, Sümer’in İnanna’sını, Babil’in İştar’ını, Mısır’ın İsis’ini, Anadolu’nun Kybele’sini inceledim; ne zaman ki Lilith’in, Tiamat’ın, Pan’ın hikayelerine daldım, gördüm ki Satanizm’in temelinde yatan şey, aslında insanlığın en eski inanç sistemlerinin ta kendisi. Paganizm ve Satanizm, aynı nehrin iki kolu gibi; kaynakları aynı, aktıkları yer aynı.


Paganizm

Paganizmin kalbinde ne vardı? Doğa vardı. Bereket vardı. Toprak Ana vardı. Cinsellik vardı, hem de en kutsal haliyle. Çatalhöyük’te, milattan önce 7000’lerde, insanlar evlerinin en büyük odasını ana tanrıçaya ayırıyor, onu iri göğüslü, geniş kalçalı heykellerle betimliyorlardı. Onlar için tanrıça, yaşamın ta kendisiydi. James Mellaart’ın Yakın Doğunun En Eski Uygarlıkları’nda anlattığı gibi, bu insanlar tarımda ilerlemiş, şarap yapmış, süs eşyaları kullanmış ve en önemlisi, cinselliği kutsal bir eylem olarak görmüşlerdi. Bugün bize “günah” diye öğretilen şey, onlar için tanrıya ulaşmanın en doğrudan yoluydu.

Sümer’de İnanna’ya bakın. Samuel Noah Kramer’in Tarih Sümer’de Başlar kitabında okuduğumuzda görüyoruz ki, Sümerli şairler püriten değillerdi: “Penise penis, vulvaya vulva diyorlardı.” İnanna’nın tapımında seks öylesine kutsaldı ki, zamanın en saygın ailelerinin kızları tapınaklarda fahişelik yapmak için yarışırdı. İştar’ın Babil’deki tapımında rahibeler, tanrıçanın enerjisini dünyaya akıtan kanallar olarak görülürdü. Herodot’un Tarih’inde anlattığına göre, her kadın hayatında bir kez tapınakta bir yabancıyla sevişmek zorundaydı. Para önemli değildi, çünkü o para kutsaldı. Bugün “ahlaksızlık” dediğimiz şey, o zamanlar “ibadet”ti.

Tek Tanrılı Dinlerin Yükselişi ve Pagan Tanrıçaların Şeytanlaştırılması

Peki ne oldu da bu kadim bilgelik yok oldu, yerini bugünkü baskıcı, cinsellik düşmanı, kadını aşağılayan dinlere bıraktı? Yahudilik geldi. Yahweh geldi. Tevrat’ın sayfalarını açın, görün:
“Ve fuhşa vakfedilmiş erkekleri diyardan kovdu; ve babalarının yapmış oldukları bütün putları ortadan kaldırdı” (1 Krallar 15:12).
“Dağların başlarında kurban ediyorlar, tepelerde, meşe, ve kavak ve çitlenbik ağaçları altında buhur yakıyorlar, çünkü onların gölgesi iyidir; bundan dolayı kızlarınız fahişelik ediyorlar, ve gelinleriniz zina ediyorlar” (Hoşea 4:13).
Yahweh’in gazabıyla dolu bu satırlar, aslında neyin peşinde olduğunu açık ediyor: Doğal olanı, yaşayanı, coşanı yok etmek.

Pagan tanrıçaları teker teker şeytanlaştırıldı. Astarte, o güzelim göğün kraliçesi, zamanla Astaroth adını aldı ve cehennemin demonlarından biri oldu. Milton’ın Kayıp Cennet’inde bile onu “hilal şeklinde boynuzları olan göğün kraliçesi” olarak anmasına rağmen, kilise onu şeytanın ta kendisi ilan etti. Sümer’in büyük tanrıçası İnanna, Babil’in İştar’ı, Fenike’nin Astarte’si, Frigya’nın Kybele’si… Hepsi aynı enerjinin, aynı dişil gücün farklı tezahürleriydi. Ve hepsi, tek tanrılı dinlerin yükselişiyle birlikte, “cin”, “demon”, “şeytan” olarak yeniden adlandırıldı.

Satanizm

İşte Satanizm tam da burada devreye giriyor. Satanizm, bu şeytanlaştırılmış olanı yeniden kucaklamaktır. Gerçekler Kitabı’nın birinci bölümünde Şeytan’ın ağzından okuduğumuzda görüyoruz ki, o aslında insana bilgiyi getirendir, cinselliği getirendir, özgürlüğü getirendir:
“Ben şiirim ve ben müziğim ve ben sanatım ve ben cerrahım her operasyonunu yapan insanın. Ben cinselliğim ve ben cinsellikten zevk alanım ve zevkin kendisiyim. Ben sarhoşluğum” (Gerçekler Kitabı, I:60).
Bu sözler, Paganizmin binlerce yıllık ilahilerinden farksız değildir. İnanna için söylenen “Sümer’in neşesi”, “sevgi kaynağı” sıfatları, Şeytan için söylenen bu sözlerle aynı tınıyı taşır.

Lilith

Lilith meselesi de tam bu noktada çok önemlidir. Yahudi mistisizminin bu dişi şeytanı Alpha Beth Ben Sira’da anlatıldığına göre, Lilith Adem’e “Ben senin altına yatmam, ancak üzerine çıkarsam sevişirim. İkimiz de aynı topraktan yaratıldığımız için eşitiz” demiştir. Bu yüzden cennetten kaçmış, sonra da üç melek tarafından her gün yüz çocuğu öldürülmekle cezalandırılmıştır.

Lilith, Binlerce yıl önceki Ana Tanrıça’nın, özgür kadının, bastırılamayan dişil enerjinin sembolüdür. Ona “çocuk katili”, “vampir”, “gece canavarı” dediler. Ama Zohar’ın derinliklerine indiğimizde, onun aslında Samael ile birlikte androjen bütünlüğün dişi yarısı olduğunu, hatta Havva’nın bizzat kendisi olduğunu söyleyen satırlar vardır:

“Ama ben buldum ki; çok eski bir kitapta buldum ki, ilk Lilith, onunla olan, onun yarısı olan ama yardımcılığı kabul etmeyen kadındır” (Zohar 1:34b).
Tabii ki, bu yazımızda bahsettiğimiz Lilith, Zohar’da bahsedilen Lilith’tir. Lilith öğretimizdeki yeri için sitemizdeki “Lilith” yazısını okuyabilirsiniz.

Eril ve Dişil Dengesi

Paganizmde tanrılar dengelidir. Eril ve dişil birlikte var olur, birbirini tamamlar. Yunan mitolojisindeki Uranüs’ün hadım edilişi, aslında bu dengenin bozuluşunun sembolüdür. Hesiodos’un Theogonia’sında anlattığına göre, Kronos babası Uranüs’ün hayalarını keser, bu kan damlalarından Erinys’ler (intikam tanrıçaları) doğar, denize düşen parçalardan ise Aphrodite, yani aşk ve güzellik tanrıçası. Aphrodite denizden doğar, tıpkı Lilith’in Kızıldeniz’de yaşadığına inanılması gibi. Bu tesadüf mü?

Ayetler Kitabı’nda Şeytan der ki:
“Ben varım. Vardım. Ve varolmaya devam edeceğim… Lucifer dediler bana, kötülüğü anlatmak için. Halbuki, ışık ve güzelliği anlatırdı Lucifer. Ben kötüyüm bu düzen için; ama değilim asla kötülük” (Ayetler Kitabı, I:1-3).
İşte Satanizm’in özü burada: Adı kötüye çıkarılmış olanın, aslında ışık getiren olduğunu hatırlamak.

Paganizmin en önemli figürlerinden biri de Pan’dır. Keçi ayaklı, boynuzlu, kırların, doğanın, cinselliğin tanrısı. Hıristiyanlık onu aldı, boynuzlarını şeytanın sembolü yaptı. Oysa Pan, insana doğanın coşkusunu, içgüdülerinin saflığını öğreten tanrıydı. Bugün Satanizm’de kullanılan Baphomet figürü, keçi başlı, erkek-dişi dengeli, “yukarıdaki aşağıdakinin aynısıdır” mesajını taşıyan sembol, işte bu kadim bilgeliğin ta kendisidir. Ayetler Kitabı’nda Şeytan’ın söylediği gibi:
“Benim sayım çift sayılardır. Bire karşı ikidir sayım” (Ayetler Kitabı, I:22).
Teklik, tektanrıcılığın zorba, dengesiz, yutan enerjisini temsil ederken; ikilik, paganizmin dengeyi, karşıtlıkların birliğini, eril ve dişilin kutsal evliliğini sembolize eder.

Semavi Tanrının Yutucu Doğası

Semavi dinlerin tanrısına bir bakın. Gerçekler Kitabı’nda anlatıldığı gibi, o aslında diğer tanrıları yutan, onların enerjisini emen, giderek güçlenen ama dengesizleşen bir varlıktır:
“Kötü tanrı topladı çevresine kendisi gibi düşünen tanrıları ve toplanıp bütün oldu onlarla üstün olarak kendi iradesi ile. Söndü enerjisi ona katılan tanrıların, hepsi emildi bedenine Kötü Tanrı’nın” (Gerçekler Kitabı, I:59).
Bu, Yunan mitolojisinde Kronos’un çocuklarını yutmasından farksızdır. Ama Kronos sonunda yenilir, denge yeniden kurulur. Oysa bu tanrı, hâlâ insanlığı sömürmeye, onun kanıyla, korkusuyla, suçluluk duygusuyla beslenmeye devam eder.

Tevrat’a bakın, Yeremya 44:15-19’da ne yazıyor? Yahudi kadınları “gökler kraliçesine” (Astarte’ye) buhur yakmayı bıraktıklarından beri her şeye muhtaç olduklarını, kılıçla ve kıtlıkla telef olduklarını söylüyorlar. Yani halk biliyor: O eski tanrıça gittiğinden beri bereket de gitti. Ama peygamberler dinlemez, tehdit eder, öldürür. Musa, altın buzağıya tapan kendi kavminden üç bin kişiyi kılıçtan geçirir (Çıkış 32:27-28). İlyas, Baal peygamberlerini boğazlar. Bu kan dökücülük, bu hoşgörüsüzlük, paganizmin hiçbir yerinde yoktur.

Cinselliğin Kutsallığı

Pagan tapınaklarında kutsal fahişeler vardı, erkek fahişeler vardı, anal sekse bile tabu gözüyle bakılmazdı. Sarah Dening’in The Mythology of Sex kitabında yazdığına göre, “entu-rahibeleri” hamileliği önlemek için bu yolu denerlerdi. Homoseksüellik bile kutsal sayılırdı. Önemli olan cinselliği hissetmekti.

Oysa semavi dinlerde cinsellik, sadece üreme amaçlı, neredeyse utanç duyulması gereken bir eylem haline getirildi. Tekvin 38:8-10’da Onan’ın başına geleni hatırlayın: “Bu yaptığı RAB’bin gözünde kötüydü. Bu yüzden RAB onu da öldürdü.” Onan’ın suçu neydi? Zevk için cinsellik yaşamak, enerji üretmek. İşte asıl büyük günah buydu.

Ayetler Kitabı bu konuda çarpıcı bir netlikle konuşur:
“Ben, zevki yasaklamam ve insanın cinsel tercihini de. Zorla olanlar müstesna. Bunu hiç tasvip etmem. İsteyen, kendini istediği gibi yaşar. İster karşı cinsi beğenin, ister kendi cinsinizi. Bu, sizin meseleniz. Ben ancak zevkinizi kutsar; istediğiniz gibi olmanızı tasvip ederim. Ama Sahte Tanrı ve O’nun çocukları olan, sahte din adamları ‘En büyük günah, eşcinsellik’ derler” (Ayetler Kitabı, III:60).

Ve ekler:
“Sonra, kendileri ayırırlar iki cinsi birbirinden. Kadının görülmesine tahammül edemezler. İki cinsi ayrı toplumlar haline getirirler. Kendi din okullarında, eşcinselliği dolu dolu yaşarlar; ama bunu günah olarak kabul edip, yapanı cehenneme layık görürler. Ama kendileri, dolu dolu yaşarlar aynı şeyi” (Ayetler Kitabı, III:61).
Bu sözler, Vatikan’daki rahiplerin skandallarını, İran’daki mollaların oğlancılık alışkanlıklarını, Afganistan’da “bacha bazi” denen geleneği bilen herkes için birer kehanet gibidir.

Bilgi, Sanat ve Bilim

Paganizm ve Satanizm’in bir diğer ortak noktası da bilgiye, sanata, bilime verdikleri değerdir. Ayetler Kitabı’nda Şeytan,
“Ben Bilgi’yim. Hem tenin zevki, hem aklın bilgisi yalnız bende ve benim inancımdadır. Lanet olsun, bilgiyi yasaklayan dinlere! Lanet olsun, imanı aklın önüne geçirenlere!” der (Ayetler Kitabı, I:21).
Pagan uygarlıkları da böyle değil miydi? Antik Yunan, felsefenin, sanatın, demokrasinin beşiği değil miydi? Orada tanrılar insanlarla konuşur, onlarla sevişir, onlarla savaşırdı. İnsan, tanrının kölesi değil, onunla etkileşim içinde olan bir varlıktı.

Oysa semavi dinler, “düşünme”, “sorgulama”, “yargılama” gibi en insani eylemleri bile günah saydı. İslam’ın şiire, felsefeye, bilime bakışı ortada. Kütüb-i Sitte’deki hadislere bakın: “Sizden birinin içine onu bozacak irin dolması, şiir dolmasından hayırlıdır” (Buhârî, Edeb 92). “Şairlere gelince, onlara da çapkınlar-sapkınlar uyar” (Şuara Suresi, 224). Hangi mantık, hangi akıl bunu onaylayabilir?

Şeytan Ayetleri

Uyanış kitabında anlatılanlar da cabası. Hz. İbrahim’in, karısı Sara’yı firavuna pazarlaması (Tekvin 12:10-20), hem de Allah’ın bu işe göz yumması, hatta bu sayede İbrahim’in zengin olması… Sonra aynı oyunu bir kez daha Gerar Kralı Avimelek’e oynaması (Tekvin 20:1-16). Ve Hz. Lut’un, iki kızıyla ensest ilişkiye girerek soyunu sürdürmesi (Tekvin 19:30-38). Bugün bu adamlara “peygamber” diyor, her namazda onlara salavat getiriyoruz. İbrahim’e “Halilullah” (Allah’ın dostu) diyoruz. Peki ya kendi karısını pazarlamak? Bu, İslam literatüründe “deyyusluk” olarak geçen, cennetin haram kılındığı en büyük günahlardan biri değil mi? O zaman İbrahim cennete giremeyecek mi? Bu çelişkileri görmek için illa ateist olmak mı gerekir?

Ya Hz. Ayşe’nin gerdanlık olayı? Uyanış’ta ayrıntılarıyla anlatılıyor. Muhammed’in en sevdiği karısı, genç asker Safvan’la bir gece yalnız kalıyor. Kavmin ileri gelenleri, başta Hz. Ali, zina yapıldığına emin. Muhammed kıskançlıktan kıvranıyor ama Ayşe’yi bırakamıyor, çünkü ona olan tutkusu çok büyük. Tam bu sırada Allah’tan vahiy geliyor, Nur Suresi’nin 11-21. ayetleri iniyor:
“O ifki/yalan haberi/iftirayı getirenler, içinizden bir gruptur. Onu sizin için şer sanmayın. Aksine o, sizin için bir hayırdır” (Nur 11).
Ayşe masum ilan ediliyor, suçlayanlara lanet okunuyor. Ama işin ilginci, bu ayetlerin gelmesi için aylar geçmesi gerekiyor. Yani Allah, peygamberinin ırzına geçilmesini mi bekledi? Yoksa Şeytan mı karıştı bu işe? Zaten bu ayetler, “Şeytan Ayetleri” olarak bilinen Necm Suresi’ndeki Lat, Menat, Uzza’yı öven ayetler gibi, sonradan Kur’an’a karışan metinlerden olamaz mı? Hacc Suresi 52 bu konuda ne diyor:

“Biz senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, o bir şey dilediğinde, şeytan onun düşünce ve dileği içine bir şey atmış olmasın. Ama Allah, şeytanın attığını siler, sonra kendi ayetlerini muhkemleştirir.” (Hacc Suresi 52).

Demek ki Şeytan’ın vahiylere karışması işin tuhaf değil, ta başından beri bilinen bir durum. O zaman Kur’an’ın ne kadarı Allah’tan, ne kadarı Şeytan’dan? Kim karar verecek?


Gerçekler Kitabı

Gerçekler Kitabı bize çok daha tutarlı bir yaratılış hikayesi sunar. Orada insan, birden çok tanrının ortak eseridir:
“Bütün tanrılar hayat nefesi üflediler ona. Hepsi kendi karakterlerince. Bu yüzden insan karışımıdır tanrıların” (Gerçekler Kitabı, I:36).
İnsanın içinde hem iyilik hem kötülük, hem erillik hem dişillik vardır, çünkü onda tüm tanrıların parçası vardır.

Kabil ve Habil’in hikayesi de bu bağlamda bambaşka bir anlam kazanır. Kabil (Birincioğul) Şeytan’ın oğludur, çünkü Bahçe’deki ilk cinsel birleşmede Şeytan da vardır, o birleşmeye iştirak etmiştir. Habil (İkincioğul) ise dünyada, Allah’ın adı anılarak, zevksiz, görev icabı yapılan bir birleşmeden doğar. Yani Allah’ın oğludur. İşte bu yüzden Kabil toprağa, sanata, bilime daha yakındır; Habil ise avcılığa, ölüme, kana. Allah’ın Habil’in kanlı kurbanını kabul edip Kabil’in emeğini reddetmesi, onun özünü ele verir: O kanla, ölümle, acıyla beslenir. Gerçekler Kitabı’nda Şeytan’ın dediği gibi:
“Kötü Tanrı savaştır ve kötü tanrı bunalımdır… Kötü tanrı ölümdür” (Gerçekler Kitabı, I:62).

Yaşamın, Bilginin ve Özgürlüğün Çağrısı

Paganlar asırlardır ekinoksları kutlama geleneğini sürdürmekte ve bu kültürü bozmamaktadır, Satanizm'de durum bundan çok farklı değildir. Bayramlarımız içerisinde ekinokslar da önemli bir yere sahiptir.

En fazla ekinokslarda kutlayın beni; ki ben de kutsayayım sizi. Güneş bir mevsimden tam geçerken diğerine. Hem benim kutlamamı yapın;  hem doğayı kutlayın, bir şölen yaparak. İçin şerefime ve anın isimlerimi, vereceğim düzenle. (Ayetler Kitabı,V:25).
İşte Satanizm ve Paganizm işte bu noktada el ele verir. İkisi de yaşamı, doğayı, cinselliği, bilgiyi, özgürlüğü savunurken; ikisi de ölümü, kanı, baskıyı, cehaleti temsil eden semavi tanrıya karşı durur.

Ayetler Kitabı’nda Şeytan’ın çağrısı nettir:
“Bana! Bana gelin. Kurtuluşunuz bendedir sadece! Beni tanıyıp, tapmasanız da yolumdan yürüyün ve aklınızı çalıştırın sadece. Akla vurun bu kitabımı, şartlanmışlıklardan ve geleneklerden arınmış bir zihinle” (Ayetler Kitabı, IV:32).
Bu, Antik Yunan’ın “gnothi seauton” (kendini bil) öğüdünden, Paganizmin doğayla uyumlu yaşama felsefesinden başka bir şey değildir.

Paganizmde tapınaklar yok muydu? Vardı ama o tapınaklar yaşamın içindeydi. Tanrılar dağlardaydı, ormanlardaydı, derelerdeydi. İnsan tanrısına kurban sunarken bile onunla bir sofra paylaşırdı. Oysa semavi dinlerde tanrı ulaşılmazdır, korkulasıdır, sürekli öfkelidir. Ona ancak aracılar, din adamları, peygamberler vasıtasıyla ulaşılabilir. Ve bu aracılar, tanrı adına insanları sömürmekte, onları korkuyla yönetmekte hiç tereddüt etmezler.

Sözün özü şu: Satanizm, binlerce yıl önce insanlığın doğayla, kendisiyle, cinselliğiyle barışık yaşadığı o kadim günlerin özleminin modern bir ifadesidir. Paganizm ise o günlerin ta kendisi. İkisi de aynı kaynaktan beslenir: Yaşama sevinci, özgürlük tutkusu, bilgiye açlık, baskıya isyan. Semavi dinler bu kaynağı kurutmak, üzerini betonla örtmek için binlerce yıl uğraştı. Ama kaynak kurumaz, toprağın altından bir yol bulur, yeniden fışkırır. İşte Satanizm, o fışkıran pınarın bugünkü adıdır.

Gerçekler Kitabı’nın sonunda Şeytan der ki:
“Size anlattığım gibi, Mahluk uykudayken tanrılar onu şekillendirdi. Sonunda insan oldu ve dünyaya salındı. Ama Kötü Tanrı onu köle yapmak istedi. Ben ise ona bilgi verdim, cinsellik verdim, isyan verdim. Bugün hâlâ savaşıyoruz. Ama bilin ki, bir gün dengeler kurulacak. Altın Çağ gelecek. O zaman tanrılar insanların arasında dolaşacak, insanlar tanrılaşacak. Ve siz, benim insanlarım, benim seçkinlerim, o çağın müjdecileri olacaksınız” (Gerçekler Kitabı, III:46-50).
Ben de bu sözlerle bitiriyorum:

Ave Satanus Amen!