Resmi Tarih Anlatısının Ötesinde Türklerin İslamlaşma Süreci
Popüler tarih anlatıları, Türklerin Araplarla Çinlilere karşı omuz omuza savaşıp sempati geliştirerek topluca Müslüman olduğunu ileri sürse de, tarihi vesikalar çok daha sert bir tablo ortaya koyar. Emevi komutanı Kuteybe b. Müslim’in Horasan valiliği dönemi (705-715), Türk yurtları için büyük bir yıkım ve zorla dönüştürme dönemidir ve Türklerin zorla Müslümanlaştırılması konusunda önemli bir noktadır.
Emevi Seferleri ve Türk Yurtlarında Yaşanan Yıkım
- Talkan Katliamı: Hiçbir direniş göstermeyen Talkan halkı, diğer beyliklere korku salmak amacıyla kılıçtan geçirilmiş, 24 kilometrelik yol boyunca ağaçlar asılan Türk cesetleriyle dolmuştur. Tarihi kaynaklar burada 100 binden fazla insanın katledildiğini, on binlercesinin köleleştirildiğini kaydeder.
- Yıkılan Şehirler: Suman, Kes ve Nesef gibi bölgelerde de benzer vahşetler yaşanmış; Faryab halkı teslim olmayı reddettiği için şehir tamamen yakılmış ve Araplar buraya “Muhtereka” yani “Yanmış Şehir” adını vermiştir.
- İhanet ve İnfazlar: Bazgis Kalesi gibi stratejik noktalar, “aman” yani can güvenliği sözü verilerek düşürülmüş; ancak bu sözler tutulmamış, Türk savaşçılar ve liderleri acımasızca infaz edilmiştir.
Kılıçla Başlayan Sürecin Düşünsel Boyutu
Bu karanlık ve baskıcı sürecin ardından mesele yalnızca askeri fetihle sınırlı kalmamış, toplumun yeni dine uyum sağlaması ve bunun kalıcı hale gelmesi için düşünsel zeminler de üretilmiştir. Türklerin yaşadığı yıkım, doğrudan bir inanç benimsemesinden çok, yeni düzenin halka kabul ettirilmesi için oluşturulan dini ve siyasi projelerle derinleştirilmiştir.
Bu noktada Mâturîdîlik, çoğu zaman bir “özgür düşünce” hamlesi gibi sunulsa da, başka bir açıdan bakıldığında İslam’ın sert fetih gerçekliğini yumuşatarak halka daha kabul edilebilir bir çerçevede sunma işlevi gören bir anlayış projesi olarak değerlendirilebilir. Böylece zorla dayatılan din, akıl, yorum ve kültürel uyum söylemleriyle meşrulaştırılmış; halk nezdinde daha az dirençle benimsetilmeye çalışılmıştır.
Mâturîdîlik ve Toplumsal Uyum Aracı Olarak İnşa Edilen Anlayış
Semerkandlı İmam Mâturîdî’ye atfedilen düşünce sistemi, Ebu Hanife çizgisini sürdürerek aklı dini bilginin merkezine yerleştirmiştir. Ancak bu yaklaşım yalnızca teorik bir inanç sistemi değil, aynı zamanda Türk toplumuna İslam’ı daha kolay kabul ettirmek için geliştirilmiş bir yorum çerçevesi olarak da okunabilir.
Akıl ve Bilgi Söylemi
Akla yapılan vurgu, ilk bakışta kapsayıcı ve esnek görünse de, sert fetih ve zorla dönüştürme gerçekliğinin üzerini örten bir meşrulaştırma mekanizmasına dönüşmüştür. Böylece insanlar, maruz kaldıkları dini dönüşümü sorgulamak yerine, onu “uyumlu” ve “mantıklı” bir sistem olarak görmeye yönlendirilmiştir.
Din ve Şeriat Ayrımı
Din ile şeriat arasında yapılan ayrım da, farklı toplumların yeni dini daha kolay içselleştirmesi için işlevsel hale getirilmiştir. Bu tür ayrımlar sayesinde İslam, fetihle girilen coğrafyalarda yerel toplumlara daha esnek ve kabul edilebilir biçimde sunulmuş, asimilasyonun sertliği düşünsel bir kılıfa büründürülmüştür.
Liyakat Esaslı Siyaset Söylemi
Dönemin kabile merkezli siyaset anlayışına karşı geliştirilen liyakat vurgusu da, fethedilen toplulukların yeni düzene entegrasyonunu kolaylaştıran unsurlardan biri haline gelmiştir. Bu söylem, İslam egemenliği altında yaşayan Türklerin sisteme daha güçlü bağlanmasını sağlayan siyasi bir araç olarak işlev görmüştür.
Türk Toplumunda İnşa Edilen Yeni Dini Çerçeve
Türklerin İslam tasavvuru olarak sunulan yapı; inançta Mâturîdîlik, amelde Hanefîlik, ahlak ve tasavvufta Yesevîlik şeklinde sistemleştirilmiştir. Ancak bu yapı, yalnızca dini bir yorum farkı değil; zorla Müslümanlaştırılmış toplumların yeni kimliğe adapte edilmesi için kurgulanmış bir çerçeve olarak da değerlendirilebilir. Böylece fetihle başlayan süreç, kültürel ve düşünsel araçlarla derinleştirilmiş; yeni nesiller için olağanlaştırılmıştır.
Sonuç
Sonuç olarak Türklerin İslamlaşma süreci, romantikleştirildiği gibi gönüllü ve doğal bir yakınlaşma değil; büyük ölçüde zor, şiddet, katliam ve siyasal baskı eşliğinde ilerleyen bir dönüştürme ve asimilasyon sürecidir. Bu süreçte yalnızca askeri güç kullanılmamış, aynı zamanda halkın yeni dini kabullenmesini kolaylaştırmak için Mâturîdîlik gibi, İslam’ı olduğundan farklı ve daha kabul edilebilir gösteren anlayış projeleri de üretilmiştir. Böylece Türkler yalnızca zorla Müslümanlaştırılmamış, aynı zamanda kültürel ve düşünsel olarak da asimile edilmiştir.
Kaynakça
Akyürek, Yunus. “Horasân Valisi Ḳuteybe b. Müslim el-Bâhilî ile İlişkilendirilen Katliam ve Zulüm İddialar.” Cumhuriyet İlahiyat Dergisi 22/1 (2018): 515-542.
Dalkılıç, Mehmet. “Buhârâ’nın İslâmlaşmasında Ḳuteybe Bin Müslim’in Rol.” Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi / The Journal of International Social Research 5/23 (2012): 149-156.
Bosworth, Clifford Edmund. “Chorasmia ii. In Islamic Time.” Encyclopaedia Iranica (1991).
Tor, D. G. “The Islamization of Central Asia in the Sāmānid Era and the Reshaping of the Muslim Worl.” Bulletin of the School of Oriental and African Studies 72/2 (2009): 279-299.
Berber, Oktay. “Türklerin İslamlaşma Sürecine Dair Türk Tarih Yazımındaki Bazı İfadeler Üzerin.” Türk Tarihi Araştırmaları Dergisi 2/1 (2017): 1-24.
Ocak, A. Yaşar. “Türkler ve İslamiyet: Türklerin Müslümanlığı Tarihine Dair Bir Sorgulam.” Abant İzzet Baysal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 13 (özel sayı): 251-260.
Alper, Hülya. “İmam Mâtürîdî’de Akıl-Vahiy İlişkisi: Aklın Önceliği ve Vahyin Gerekliliğ.” Milel ve Nihal 7/2 (2010): 7-29.
Polat, Fatma. “İmam Maturidi’de Din Şeriat Ayrımı ve Seküleriz.” İslami İlimler Araştırmaları Dergisi 15 (Haziran 2024): 53-66.
Altıntaş, Ramazan. “İmam-ı Mâtürîdî’de Din-Siyaset İlişkiler.” Milel ve Nihal 7/2 (2010): 53-66.
Ünverdi, Mustafa. “Political Thought in Maturid.” Afro Eurasian Studies 9/1 (2022): 6-21.
Özdeş, Talip. “Mâturîdî İslam’ın Seküler Yorumuna Temel Oluşturabilir mi.” Milel ve Nihal 7/2 (2010): 31-52.