Tüm yazılara dön
Satanizm Satanas Fidelis

Satanizm Tarihi | Kadim İnançlardan Modern Döneme

Satanizm tarihini Neandertal ritüellerinden Çatalhöyük, Sümer, Babil, Baphomet ve LaVey’e uzanan çizgide, şeytanlaştırma süreciyle birlikte keşfedin.

Satanizm Tarihi
İçerik görseli
Bir inancın tarihini yazmak kolaydır. Tapınaklarını, ritüellerini, kitaplarını sıralar, kronolojik bir çizgi çekersiniz. Ama bir inancın susturulmuş, çarpıtılmış, korkulan bir figür haline getirilmesinin tarihini yazmak… İşte o bambaşka bir şey.

Ben, bu yazıda sizlere kısa bir şekilde Satanizm tarihini anlatmayacağım. Çünkü böyle bir şey yok. Satanizm dediğimiz öğreti, aslında insanın içindeki ışığa (özgürlüğe, cinselliğe, bilime, isyana ve diğer güzel olan her şeye) binlerce yıldır şeytan denilmesinin hikayesidir.

Şimdi bu hikayeyi, arkeologların kazdığı topraklardan, antropologların raporlarından, kadim tabletlerden ve unutulmuş kitaplardan derleyerek anlatacağım. Taraflıyım çünkü tarafsız kalmak, tarihin en büyük adaletsizliğine ortak olmak olurdu.

MAĞARALARDAN ÇIKAN İLK İZ

Her şeyin başlangıcına, medeniyet öncesine gitmeliyiz. İnsan ne zaman var olduysa, o zaman tanrılar da var oldu. Neandertal insanının kutsal inançları vardı. William and Mary Koleji’nden antropolog Prof. Barbara J. King, Neandertal bölgelerindeki bulguları incelediğinde şu manzarayla karşılaşıyor:

“İspanya’da bir mağaranın içinde, bir grup insan yürümeye yeni başlayan bir çocuğun mezarının etrafında toplanmış. Mezarın etrafına yakılmış ateşler var, sazlıktan getirilmiş bitkiler ve kızıl geyik de dahil boynuzlu hayvanlara ait 30 kadar boynuz ile bir gergedan kafatası yer alıyor.”
Bu, 40 bin yıl önce Neandertallerin katıldığı bir cenaze ritüeli. Arkeolog Enrique Baquedano ve meslektaşlarının aktardığı bu bulgular, Neandertallerin ölülerini bilinçli ve özenle gömdüğünü gösteriyor. Wisconsin Üniversitesi’nden antropolog John Hawks’a göre, Neandertallerin insani dini kapasiteye sahip olması mümkün. Onların sembolik izler bırakması, hayatın gizemlerini merak ettiklerini, ölümden sonra ne olduğunu düşündüklerini ispatlıyor.

Botsvana’nın Tsodilo bölgesinde ise antik bir tanrıya ait mağara resimleri bulunmuş. The Lost World of the Kalahari kitabının yazarı Laurens van der Post, bölgeyi ziyaret ettiğinde yerel tanrıya saygısızlık edenlerin başına gelenleri anlatır: kameranın bozulması, kaset çalarların kayıt yapamaması, arı saldırıları… Yerel tanrıya yazılan bir özür mektubu yakılıp toprağa gömülünce sorunlar bitiyor. Bu tanrı, bir erkek olarak resmediliyor ve tapınımının temelinde cinsel ve bereket unsurları bulunuyor.

Romanya’da bulunan Tărtăria tabletleri ise M.Ö. 5300 yıllarına tarihleniyor. Üzerlerinde Vinča simgeleri kazılı bu tabletler, dünyanın en eski yazı biçimini temsil ediyor olabilir. Tabletlerin yuvarlak olanı sadece 6 cm çapında. Üzerlerinde boynuzlu bir hayvan figürü, ağaç ya da dal betimlemeleri var. Arkeolog Nicolae Vlassa’nın ortaya çıkardığı bu tabletler, insanlığın yazıdan önce de sembolik düşünceye sahip olduğunu, doğaüstü varlıklarla ilişki kurduğunu gösteriyor. (Bu bilgiler, arkeolojik literatürde Tărtăria tabletleri ve Tsodilo buluntuları olarak geçmektedir.)

ÇATALHÖYÜK

İnsanlık tarihinin ilk uygar topluluğu Anadolu’da kuruldu. Konya Ovası’nda, M.Ö. 6800’lere uzanan Çatalhöyük’te. James Mellaart’ın yedi yıl süren kazıları, bu kentin dinsel inanışları hakkında çarpıcı bilgiler ortaya çıkardı. Mellaart, Yakın Doğunun En Eski Uygarlıkları adlı kitabında şöyle yazar:
“Tapınaklar bir bereket kültünün sergilenmesine ilişkindir. Dinin başlıca amacı yaşamı oluşturmak, sürekliliğini sağlamak ve hem şimdiki, hem de sonraki yaşamda bolluğu sağlamaktır.” (Ana Tanrıça Şeytan, s. 16)
Çatalhöyük’te en önemli tanrı, genç bir kadın, doğum yapan bir anne ve yaşlı bir kadın olmak üzere üç ayrı aşamada betimlenen bir tanrıçaydı. Yanında ise ikincil bir erkek figür vardı: Boynuzlu tanrı. Boğa, koç ve erkek geyik başlarıyla simgelenen bu figür, daha sonra Şeytan’ın sembolü haline getirilecekti. Elvin Azar Süzer, Ana Tanrıça Şeytan’da bu noktaya dikkat çeker:
“Çatalhöyüklüler tüm bu süre boyunca tanrıçanın iri göğüslü, geniş kalçalı (doğurgan) bir formdaki resim ve heykellerini yaptılar; tapınmak için evlerinin en büyük odasını ona ayırdılar.” (s. 15)
Kadınlar şık ve güzeldi. Ölüleri eşyalarıyla gömme geleneği vardı. Kadın mezarlarından çanak çömlek değil, dudak boyası, aynalar, halhallar, bilezikler çıkıyordu. Tarım ileri düzeydeydi, çilek tohumlarından şarap yapılıyordu. Bu bir cennet tasviriydi. Ve bu cennetin tanrısı bir kadındı.

SÜMER’DEN BABİL’E

Çatalhöyük’ten binlerce yıl sonra, Mezopotamya’da Sümer uygarlığı yükseldi. Burada da ana tanrıça aynı güçle varlığını sürdürüyordu. İnanna, Uruk kentinin baş tanrıçasıydı. Onun tapımında seks ön plandaydı. Ünlü Sümerolog Samuel Noah Kramer, Tarih Sümer’de Başlar adlı eserinde şöyle der:
“Çağdaş tarihçiler için ne mutluluktur ki Sümerli şairler püriten değillerdi: Penise penis, vulvaya vulva diyorlardı. Ve bu iki organın birleşmesini gizemli bir şey haline getirmiyorlardı!” (Ana Tanrıça Şeytan, s. 20)
Her ilkbaharda İnanna, ülkenin kralı ile evlendirilirdi. Kral, tanrıçanın sevgilisi Dumuzi rolüne girer, en açık saçık kelimelerle yazılmış dualar okunur, baş rahibe ile sevişirlerdi. Bu ayinlerin amacı bolluk ve yaşam enerjisini dünyaya aktarmaktı. Sarah Dening, The Mythology of Sex adlı kitabında şöyle anlatır:
“Cinsellik, fiziksel ve fiziküstü yoldan yaşamı dünyada var eden araç olarak kutsal bir eylem olarak kabul edilirdi. Bunun da ötesinde, tanrı ve tanrıçaların da cinsel ilişkilerin tadına varabildiklerine inanılırdı.” (Ana Tanrıça Şeytan, s. 25)
Tapınak fahişeleri en saygın ailelerin kızları arasından seçilirdi. Onlar tanrıçanın enerjisinin dünyaya akması için kanal görevi görürdü. Herodot, Tarih adlı kitabında Babil’de her kadının yaşamında bir kez kendini yabancı bir erkeğe vermek zorunda olduğunu yazar. Bu o kadar sıkı bir kuraldı ki, çirkin kadınlar aylarca, hatta yıllarca tapınakta beklerdi. *(Ana Tanrıça Şeytan, s. 26-27)*

YAHWEH’İN YÜKSELİŞİ

Bu özgürlükçü, cinselliği kutsayan, kadını yücelten inançlar, birer birer yıkılmaya başladı. Yahudilik yükseldikçe, İştar tapımı düşman ilan edildi. Orhan Hançerlioğlu, İnanç Sözlüğü’nde şöyle yazar:
“Yahudi peygamberleri Yahudiliğin karşısında en büyük tehlike olarak Iştar tapımını bulmuş ve onunla yüzyıllar boyunca savaşmışlardır.” (Bilinmeyen Yönleriyle Satanizm, s. 28)
Tevrat, bu savaşın kanıtlarıyla doludur. Yeremaya kitabında “Gökler Kraliçesi”ne taptıkları için kavmin cezalandırıldığı yazar. Tek tanrılı sistem, kendinden önceki tüm inançları putperestlik ilan ediyor, onların tanrıçalarını şeytan olarak yeniden adlandırıyordu. Bülent Kısa, Bilinmeyen Yönleriyle Satanizm’de bu süreci şöyle özetler:
“Kilise, kendisine rakip olabilecek tüm eski inançları şeytan işi ilan ediyordu. Astarte, Pan, Lucifer… Hepsine aynı muamele: Ya yok edilecekler, ya da şeytan olarak anılacaklar.” (s. 73)

CADILAR, TAPINAK ŞÖVALYELERİ VE BAPHOMET

Ortaçağ Avrupa’sında, kilisenin baskısı altında ezilen halk, kendisine üvey evlat muamelesi yapan bu Tanrı’ya hınç duymaya başladı. Engizisyon mahkemelerinde işkenceyle alınan itiraflar, “Şeytan’la anlaşma yaptığı” söylenen kadınların yakılması… Bülent Kısa, cadılık suçlamalarının temelinde çoğu zaman basit kıskançlıklar, ekonomik çıkarlar ya da saf cehalet olduğunu yazar:
“Bedenlerinde normal sayılamayan bir ben veya leke olması, bir köydeki ineklerin sütten kesilmesinden sorumlu tutulmaları, Kiliseye muntazaman devam etmediklerinin belirlenmesi… Mesela bir kimsenin gece yatmadan önce Ateşi külle örtmesi ve mesela maşayı ocakta unutması, Şeytana yönelik ciddi bir büyü olarak kabul edilebilirdi.” *(Bilinmeyen Yönleriyle Satanizm, s. 35-36)*
Aynı dönemde bir başka hedef de Tapınak Şövalyeleri’ydi. Zenginleşen, güçlenen bu tarikat, bir anda “şeytana tapan” ilan edildi. Suçları arasında “anormal cinsel ilişkiler, putperestlik ve İsa’yı inkar” vardı. Gerçekte ise Fransa Kralı VI. Filip, onların servetini istiyordu. İşkence altında alınan itiraflarla, Tapınak Şövalyeleri yakıldı. Ama onların sembolü Baphomet, satanist terminolojide yaşamaya devam etti. Powers of Evil kitabının yazarı Richard Cavendish’e göre, Baphomet aslında eski simyacıların doğayı temsil eden bir sembolüdür. Yarı hayvan yarı insan vücudu, aydınlık ve karanlık, kadın ve erkek gibi ikili karşıtları dengeyi simgeler.

MODERN SATANİZM

1966 yılı, San Francisco. Anton Szandor LaVey, Şeytan Kilisesi’ni kurar. Bu, tarihte bir Satanist kilisenin resmen kurulduğu ilk andır. LaVey, satanizmi bir felsefe olarak tanımlar. Onun için Şeytan, kişileşmiş bir varlık değil, insanın içindeki isyan ruhu, özgürlük arzusu, baskılara karşı duruşun sembolüdür. LaVey’in The Satanic Bible’ı, bu felsefenin temel metnidir.

Bülent Kısa, LaVey’in kilisesini ziyaret edenlerin anlattıklarını aktarır:
“Kilisenin kapısından girmek beş dolarlık bir ücrete bağlıydı. İçeriye girdikten sonra da, oturdun beş dolar sandalye parası, Müzik çaldı beş dolar ücret, takdis edildin beş dolar ver, Şeytan’dan dilekte bulundun beş dolar ver gibi para talepleri hiç kesilmiyordu.” (Bilinmeyen Yönleriyle Satanizm, s. 171)
Kısa’nın LaVey’i şarlatanlıkla suçlamasına rağmen, onun önemini teslim eder:
“İster inançlı, ister şarlatan olsun, Le Vay dünyada ilk defa resmi olarak ‘Ben Satanistim’ diye ortaya çıkıp, bir Satanist kilise açabilen kimsedir.” (s. 148)

TÜRKİYE’DE SATANİZM

Bülent Kısa’nın kitabının son bölümleri, Türkiye’deki satanizm algısını ve gerçekliğini anlatır. Ona göre, basının abarttığı, polisin operasyonlarla avladığı “Satanizm” diye bir şey yoktur. Çünkü var olan şey, metal müzik dinleyen, siyah giyinen, kendini Satanist sanan özenti gençlerden ibarettir. Gerçek Satanizm ise bambaşka bir yerde, gizli ekol olarak varlığını sürdürmektedir.

Kısa, Türkiye’de iki önemli satanist ekolden bahseder.
  • Birinci ekol, daha çok feminizmle, ana tanrıça inancıyla ilgilidir. Onlar için Şeytan, iyiliğin, barışın, cinselliğin tanrısıdır. Tanrı ise gazabın, savaşın, öldürmenin tanrısıdır. Bu ekol, büyüye ve saldırganlığa karşıdır.
  • İkinci ekol ise daha saldırgandır. İslamiyet’i ağır şekilde eleştirir, Kur’an’da Şeytan’ın karıştırdığı ayetler olduğunu ileri sürer. İşte bu ikinci ekolün elinde bir kutsal metin vardır: Ayetler Kitabı.


BASTIRILAN ÖĞRETİ

Tarih boyunca, insanın içindeki özgürlük arzusu, cinselliği, bilim merakı, isyan duygusu hep şeytan olarak adlandırıldı. Çatalhöyük’ün ana tanrıçası, Sümer’in İnanna’sı, Babil’in İştar’ı şeytanlaştırıldı. Cadılar yakıldı, Tapınak Şövalyeleri işkenceyle yok edildi. Ama bu enerji hiçbir zaman tamamen sönmedi.

Günümüzde satanizm, bir yanda LaVey’in felsefi ateizmi, bir yanda teistik inanç, bir yanda da yeraltında yaşayan gizli ekoller olarak varlığını sürdürüyor.

Ben de bu yazıda aynı şeyi yapmaya çalıştım. Size bir inancın tarihini değil, bir inancın nasıl şeytanlaştırıldığının tarihini anlattım.

Kadim olan, bastırılan, susturulan, korkulan… Hepsi geri dönüyor. Çünkü insanın içindeki ateş hiç sönmüyor. Ve o ateşe, hangi dinde olursa olsun, şeytan deniyor.

KAYNAK

  • Ayetler Kitabı
  • Gerçekler Kitabı
  • İsa Kitabı
  • Satanas Fidelis Kütüphane
  • James Mellaart – Yakındoğu'nun En Eski Uygarlıkları
  • Samuel Noah Kramer – Tarih Sümer’de Başlar / History Begins at Sumer
  • Sarah Dening – The Mythology of Sex
  • Herodot – Tarih
  • Orhan Hançerlioğlu – İnanç Sözlüğü / Dünya İnançları Sözlüğü
  • Muazzez İlmiye Çığ – İnanna’nın Aşkı
  • Richard Cavendish – The Powers of Evil in Western Religion, Magic, and Folk Belief
  • Anton Szandor LaVey – The Satanic Bible
  • Bülent Kısa – Bilinmeyen Yönleriyle Satanizm
  • Elvin Azar Süzer – Ana Tanrıça Şeytan